Geç kalmış olmalıydım. Kestirme gitmek için, “Mıtrıf Mahallesine” saptım. Çingenelerin bir koluna, “Mıtrıf”derlerdi. Bunlar kasabanın kıyısında otururlardı. Uzun değnekleriyle kadın, erkek, köylerde dilencilik yaparlardı. Öyle yalvarıp yakarmazlardı da. Birisi bir küfür etse, üstüne yürür, döverlerdi. Yoldan saptıktan sonra pişman olmuştum ama iş işten geçmişti. Kar çok derindi. Bata çıka mahalleye vardım. Girişte köpekler saldırdı üstüme. Can korkusu içindeydim. İğreti örülmüş çeperden, kopardığım iri bir taşı, en azgın köpeğin kafasına vurdum. Köpek sızlanarak yuvarlandı, ötekiler de havlayarak geri çekildi. Sonra sözbirliği etmişçesine, üçü birlikte yeniden saldırıya geçti. Kendimi savunmak için ekmek torbamı, rasgele sallıyordum. Üç köpeğin üçü, üç yandan dişlerini geçirmiş torbamı çekiyordu. Korktum, daha fazla diremedim, bıraktım. Köpekler, torbayı parçaladı, hırlaşarak, biri öbürünün ağzından çekerek somunlarımı yiyorlardı. “İmdat!” diye ünledim, iki erkek mıtrıf çıktı, değnekleriyle köpekleri kovdular. Torbada kalan ekmekleri, bu kez kendileri iştahla yemeye başladılar. “Hey hey, yemeyin, o emekler benim!” diye bağırdım. Üstüme yürüdüler. Ceplerimi arıyorlardı. Engel olmak istedim, çenemden yediğim bir yumrukla düştüm. Burnumdan kan geldi. Mintanımın cebinde, iki lira harçlığım vardı. Yitiririm gaygısı içinde, cebimin ağzını anama diktirmiştim. Dişleri, tırnaklarıyla söktüler, paramı aldıktan sonra salıverdiler beni. Ağrılar içinde kurtulmuştum, parasız pulsuz, ekmeksiz! Düşe kalka anayola çıkabildim. Tezek satmaya götüren bir köylü, öküz kızağına aldı beni, Harun’un Hanı’nda indirdi. Sınıfa nasıl girdim, kaçıncı dersti, bilmiyordum. Sıra arkadaşım İmdat, yüzüme baktı: “Kimden dayak yedin lan?”dedi. “Hiç kimseden? ..” “Yeme bizi oğlum, aynaya bakmadın mı?..” Mıtrıflar, küçük aynamı da almışlardı, yüzüme bakmadan gelmiştim okula. Bit mümessili Saadet ünledi: “Herkes yakasını açsın, bit muayenesi var!” Başıma kaynar su döküldü! Oysa bit denetimi ilk derste yapılırdı. Şaşkınlığımı gören İmdat sırıttı: “Bit muayenesinden kaçmıştın ama kurtulamadın oğlum!”dedi. Okul yönetiminin yeni bir karar alarak, o sabah uygulamaya koymuştu. Bu karara göre bit muayenesi, önceden belli olmayan bir saatte yapılacaktı. Kimi öğrenciler, özellikle de kenar mahallelerden gelen yoksul öğrenciler, bitli çıkmak korkusu içinde, ilk derse girmiyorlardı. Bitli kaçaklar, kötü kapana düşürülmüştü! Ben de hazırlıksız yakalanmış olmanın sancısı içindeydim. Ahırda gömleğimin yakasını, her sabah fenerin ışığında temizler, öyle giderdim okula. Işığı tutanda bit, bire , sirke saklandıkları yerden çıkar, kaçmaya çalışırken, fenerin sıcağında şişerek ölürlerdi. Kurtulanları da elimle yakalar, iki tırnak arasında,”çıt,çıt” öldürürdüm. Sirkeler kolayca ele avuca gelmezdi. Onları da yakarak imha ederdim. Bit başkanı Saadet, yakamda hiç bit bulamazdı. Zaten , “Kokuyor” diyerek uzaktan üstünkörü bakar geçerdi. Yakamı açtım, korkarak bekledim. Sıra bana gelende, Saadet, şöyle bir başını uzattı, “Ay kocaman bir bit!” dedi, tüm gözler üstüme bindi! Utancımdan yer yarılsın, yerin altına gireyim istiyordum. Arka sırada Sümmanı’de de çıkınca biraz rahatladım. Sümmani, Halil Efendi Mahallesinde oturan yoksul bir öğrenciydi. Üstü başı benden pek farklı değildi. Teneffüslerde hep birlikte dolaşırdık. Biz iki bitli, başımız yerde peş peşe çıkarken, öğretmen beni durdurdu: “Bugün ilk iki derse, neden girmedin?”diye sordu. “Köye gitmiştim öğretmenim.” “Çamaşırların yıkatır, yarın gelirsin.” Oysa donumu, gömleğimi anam yeni yıkamıştı. Zorunlu yine feneri çalıştıracaktım!