Üç gündür Ardahan’da, baba ocağındayım. Dün akşam 16 yıl önce sonsuzluğa uğurladığımız Kaf Dağları’nın çarıklı çocuğu Dursun Akçam’ı 15 yıl önce yapımını tamamladığımız Dursun Akçam Kültürevi’nin tıkabasa dolu salonunda andık… Ardahanlı dostlara ve konuklara önce ailemizin hep altüstlükler, fırtınalar içinde geçmiş yaşamını anlattım, sonra da Dursun Akçam yapıtlarının edebi değeri üstüne konuştum. Bu aile benim 17 yaşında ikinci sınıf tıp öğrencisi olarak Ankara Kızılay’da, AMERİKAN EMPERYALİZMİNE KARŞI İŞÇİ KÖYLÜ GENÇLİK ELELE yazılı bir afşi asarken yakalanmam ve falakalardan, dayaklardan sonra tutuklanmamla işkenceyle, cezaevi duvarlarıyla, kapılarıyla, siyasi davalarla tanıştı dedim… Beni babam Dursun Akçam, kardeşim Taner ve Cahit izledi dedim. En küçüğümüz Cahit tam 9 yıl Mamak zindanlarında yatarak hepimizi utandırdı diye anlattım. Bütün aile bireyleri kitap yazdı, bütün aile bireyleri kafasının tası atınca ortalığı birbirine kattı… Hepsi ayrı bir yol tuttu kendine ama hiçbiri dünya malına metelik vermedi; işinin, davasının ve sözünün eri oldu… Yeri geldi, biz çocuklar babamıza da karşı çıktık dedim… Cebeci’de oturduğumuz, biz taşındıktan sonra iki kez kapısına bomba konulan evde, artık gençlik hareketlerinin, devrimci düşüncenin kıpırtılarıyla tanışmış üç oğul olarak babamızın yüzüne karşı durduk… Evdeki yaşama hiçbir katkın yok dedik. Annemiz Perihan çok yük altında, bir yandan öğretmenlik, bir yandan ev işleri, bir yandan alışveriş, evin hemen tüm sorumlulukları, çok eziliyor dedik… Ben demokratım, ben sosyalistim, ben sendika yönetiyorum, ben toplantıya gidiyorum, ben kitap yazıyorum demekle olunmuyor, senin de yaşadığın bu eve farklı katkılarının olması gerek diyerek babamızı eleştirdik… Baktı ki, kurtuluşu yok, nedir dedi, örnek olarak ne yapmamızı istiyorsunuz… Bugün Cebeci’de pazar var sözgelimi… Taze ve ucuz cinsinden bir şeyler alınması ve o ağır yükün kilometrelerce taşınması gerek… Annem yapamaz filan dese de, verdik babamızın eline listeyi; söylene söylene yola çıktı… Biz balkonda bekliyoruz. Bir saat kadar sonra apartman kapısının önünde bir taksi durdu… Taksiden yaşlı, yoksul giyimli bir adam indi. Taksinin bagajı açıldı, bir küfe çıkarıldı. Babamın yardımıyla adam küfeyi sırtlandı ve eve doğru yola koyuldular. Kapıyı açtık; annemiz söylenmeye başladı… Biz üç kuruş para kalsın aile bütçesine diye pazara gidiyoruz; sen hem küfeci tuttun, hem taksiyle geldin… Ne yapayım dedi Dursun Akçam… Pazar yerinde baktım bu adamcağız sırtında ekmek parası kazandığı küfesi, boynu bükük duruyor, onu tuttum. Sonra baktım yük ağır geldi, taşıyamıyor, taksiye bindirdim… Benzer çok anıları vardır Akçam ailesinin… Biraz onlardan söz ettim sonra Dursun Akçam’ın ve diğer Köy Enstitülü edebiyatçıların ( Dursun Akçam’ın ve ailesinin, atak devrimci tutumları nedeniyle en çok cezaevinde yatmış, en çok baskıya uğramış bir ad ve aile olduğunu de arada belirtelim) yapıtlarında bulunan ve bugüne kadar farkına varılmamış halk kültürünün dip akıntılarından, halk gülmece kültürünün yarım kalmış Anadolu Rönesansı’ndaki yerinden söz ettim. BATI RÖNESANSINDA RABELAİS / TÜRK EDEBİYATINDA KÖY ENSTİLÜLÜ YAZARLAR özgün tezimi Dursun Akçam yapıtlarından parçalar ile örnekledim… Üçer yılımı verdiğim, beş yüze yakın kitap kaynakçasıyla tamamladığım ANADOLU RÖNESANSI ve TÜRK ROMANINDA KARNAVAL’da bu özgün tezi de ayrıntılarıyla işledim. 12 Eylül 1980 sonrası edebiyat kanonu dışına atılmaya çalışılmış, büyük Türk edebiyatının en önemli parçalarından olan bu türün ucuz kahramanlığa çıkmış karşıtlarının benim yazdıklarım ve konuştuklarımla susup kaldıklarından söz ettim. Bu üç gün içinde zaman bulup köyüm Ölçek’e de gittim. Kazma kürekle taraça taraça yaparak büyüttüğüm evin arkasındaki çamların önünde fotoğraf çektirdim… Yetmişli yıllardan mücadele arkadaşım Kor Kerim’in (ışıklar içinde yatsın) oğlu Nuri Çakmak dostumla birlikte Yılmaz Kömürcü kardeşimin kapısı önünde bir akşam çayı içtik. Köyümüzün eski güzel insanlarını ve Geçmiş Bir Zamandı adlı romanımın kahramanı Koço Kömürcü’yü andık… Köyümün ve Ardahan’ın güzel doğasında vakfımızın denetim kurulu üyesi Ertan Sarıçam’la birlikte uzun sabah yürüyüşleri yaptık… Kura köprüsünde kitaplarımı imzaladım. Bugün de orada olacağız. İçimdeki gerginliği, yorgunluğu, toprağımla, suyumla, havamla paylaştım… Şimdi de siz dostlarımın sabahına katıldım. Gününüz güzel olsun ey iyi insanlar… 06 Ekim 2019, Alper Akçam