D U R S U N A K Ç A M A Y D I N L I Ğ I Bir güzel aydınlıktı; tüm Anadolu halkını,toprağını kucaklayan bir aydınlık.Cılavuz Köy Enstitüsünde, uygarlıklar beşiği Anadolu ekiniyle yoğurulmuştu hamuru. Çılgın Türklerin yaktıkları ateş, bilinç aydınlığına dönüşmüştü. O aydınlığın sürdürümüydü Dursun Akçam. Sömürüye, gericiliğe bir Prometeus direnciyle karşı çıkıyordu. Türk yazınını varsıllaştıran bir büyük yazardı. Aramızdan ayrıldığında, ürünleri eylemiyle, “ansiklopediye geçmişti ama, medyaya geçememişti.” Cumhuriyet dışında, hiçbir gazetede ölüm haberi yoktu. O gazetelerde çalışanlarda yaşıyorlardı elbet ama, işte öyle…. Çağdaşlaşma savaşıymış, Anadolu aydınlanmacılığı, Akçam aydınlığıymış… “Dursun Akçam, güzel bir insandı…. Köy Enstitülerini kapatıp, Öğretim Birliği Devrimini, dinci okullar açarak yıkmaya çalışan gerici gücün zulümlerinden kendine düşen payı, başı dik,bir insan gibi göğüsledi… “Dursun Akçam gibi yaşarsan, ne kadar eziyet çeksen de, insanlığının bilincini vicdanının damağında tatmak mutluluğunu duyumsarsın” İlhan Selçuk Aynı ananın oğulları gibiydik. İMECE dergisinde, Türkiye’yi eğitim alanına dönüştüren TÖS’te beraberdik. Yürüyüşlerde, boykotta yan yanaydı omuzlarımız. Doğu Anadolu kışları, Ardahan yöresindeki dağlar, çifte su vermişti çeliğine. Dağ şafağı rengindeydi yüzü. Dağ eğitimi oluşturmuştu özyapısını. Hiçbir çuvala sokulamayacak bir sivri demirdi. O sağ kaldıkça, kimseler onun insanlarının başına çuval geçiremezdi. Ardahan’ın Ölçek köyünden çıkıp, okumaya gitmek, Kaf Dağını aşmaktan zordu onun çocukluğunda; Ama o, kayaları tırnaklaya tırnaklaya Kaf Dağını aştı. “Dayan Dursun” diyordu Tonguç yanıtında..”Hasan Ali Yücel’e gönderdiğin mektubu, okudum. Diren, Cılavuz’a gireceksin… (Kaf Dağının Ardı) Yaşamı süresince Tonguç’un öğüdünü tuttu Dursun. Aydınlanma savaşında, kıyıldı,sürüldü, cezaevinde yattı. İşinden atıldı. Yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. Ama yılmadan, adanmışlıkla eşiyle,çocuklarıyla; “Ölüm nereden gelirse gelsin” deyip, “Cephane taşıdı kurtuluşçulara Ölümünü haber bile yapmayanların, kimlerin değirmenlerine su taşıdıklarını biliyordu.İmece Dergisine, “Tezek” adlı bir yazı göndermişti. “Gelin, Anadolu’ya, Anadolu halkına sırtını dönenlerin, karşı devrimcilerin başlarını önce tezeğe sokalım.” diyordu. Dursun, tezeğe demişti ama, onlar çok sonra, lağım çukurlarına sokmuşlardı başlarını. Şakayı severdi. “Koçero diyordum, mektuplarımda ona. Koçero, hala dağlarda mısın?” “Hayır paşam, diyordu, Koçerolar düze indi; hem çoktan solladılar eşkiyaları. Banka hortumluyor, yurdu pazarlıyorlar, susurlukçuluk oynuyorlar şimdi.” Gelin, oğlu Dr. Alper Akçam’ dan dinleyelim bir de; “ On üç doğum yapıp, altısını yaşatabilmiş, Rus ordusundan, Ermeni çetelerinden kar altındaki dağlarda yalın ayak kaçarken, sırtındaki heybede bebeklerini taşımış bir köylü ananın çocuğuydu o. Cılavuz Köy Enstitüsünü kurmuş Kuvayı Milliye ve Anadolu Aydınlanması ışığında, yaşamsal güdülerini, tutkularını müthiş bir varoluş bilincine dönüştürmüştü. Mücadeleciydi,isyankardı,aykırıydı, yaşam sevinciyle doluydu Dursun Akçam ve o, benim babamdı…” (Cumhuriyet) Onu haber bile yapmayanlar, şimdi Ardahan ‘da yükselen Dursun Akçam aydınlığını, nereden bilsinler. Hem zaten, o aydınlığa bakacak gözleri yoktur onların. Oğlu, Dr. Alper Akçam, babasının demirinden bir yiğit. Onun gibi aydınlanma savaşımcısı, onun gibi bir öykü ve roman yazarı. Ama onu da, yapıtlarını da görmezden geliyor kimi çevreler. Olsun, dirençle yürüyor yolunda o. Hele son ürünü, “Karnaval ve Türk Romanı” adlı inceleme ve eleştiri yapıtı oylumuyla, içeriğiyle, yazınımız için büyük kazanç.Bir büyük emek ürünü… Her kitaplıkta bulunmalı.. Çok ilginç bir evlat, ilginç bir aydın Alper: “Yükledi Günahını Sırtına” adlı öykü kitabını bakın kimlere, nasıl adamış: “anneme, babama, tüm Köy Enstitülü, ateş yüreklilere… öykülerimdeki yaşanmış tek gerçeklik, yaşamıma onlardan düşmüş ışıktır.” Ardahan’da, bir Dursun Akçam Köy Enstitüsü kurar gibi çalışıyor şimdi Alper Akçam. Emekle, özveriyle güzel bir Dursun Akçam Kültür Evi gerçekleştirdi. Her yıl düzenlenen, Dursun Akçam Kültür Ve Sanat Günleri, Akçam aydınlığı yayıyor yöreye. Dursun Akçam Ormanı var bir de: 21 Haziran 2004’ te yayınlanmış şu habere bakın: “ Ardahanlı, Kağızmanlı, Damalı, Posoflu, Çıldırlı öğretmenler, köylüler, öğrenciler, 25 Haziran’da “Dursun Akçam Ormanı’nı yeşertmek için, Ardahan- Kars yolu üzerindeki Çamlıçatak Ormanı’nda olacaklar. Çağrı bastırmışlar. Dursun Akçam’ı anıyor, yaşatıyoruz…” diye: “ Çam dallarının yeşilinde, karlı dağların akında, göğün sonsuz mavisinde, toprağın kara bereketinde, yağmurun ıslak ürpertisinde, güneşin yedi renginde… Onun çarıklı ayak izlerinden, suya, havaya, toprağa, ateşe yürüyoruz. Adında, sorguluyoruz kendimizi.; öğrencileri, köylüleri, kardeşleri, çocuklarıyız.. Ardahan Ölçek köyünden evrensele, Cılavuz Köy Enstitüsünden Türkiye’ye yayılan Anadolu aydınlanmasıyız..”(Cumhuriyet 21/6/2 Akçam’ın, Anadoluyla, halkıyla kucaklaşması sayılmaz mı bu… Bu yılki Kültür ve Sanat Günlerinin ana konusu: A N A D O L U K Ü L T Ü R Ü V E K A D I N imiş. Katılımcı Kuruluşlar: Kars Kafkas Üniversitesi, Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği, Genel merkezi ve şubeleri, Arkadaş Yayınevi, KIBATEK ( Kıbrıs Balkanlar Türk Edebiyatı Kurumu) Ve birbirinden ilginç sanat, düşün etkinlikleri… Köy Enstitüleri, bir ekin kirizmasıydı, toprağı derin işleyen eğitim… Orayı bitirenler, o kirizmanın kazmacılarıdır hala. ANALAR adlı birincilik kazanmış (Milliyet yarışması) bir röportajla girdi yazınımıza Akçam. Ülkemizin en az bilinen yöresindeki “Anaların” yaşamını tüm gerçekliği, çarpıcılığıyla dile getirdi. Akçam’ ın tüm yapıtlarında, el attığı konuya eğiliyor Kültür ve Sanat Günleri de… Sonra, ödül kazanan öyküler, romanlar… Ve destan gibi bir yaşam… “Dursun Abi, Almanya’ da on iki yıl süren “sürgün dönemi” nde inançlarından bir tutam olsun ödün vermeden onuruyla, başını hep dik tutarak yaşadı, “Alaman Ocağı”, “Generaller Birleşin”, “Dağların Sultanı” ve “Sevdam Ürktü” yü o yıllarda üretti.” (Deniz Kavukçuoğlu, Cumhuriyet 27/6/1997) Toprağına derin kök salmış bir halk çocuğuydu o, kendisi Almanya ‘da olsa da, kafasıyla, yüreğiyle hep yurdundaydı. Mektuplarında, hep yurt sevgisi, yurt özlemi… Bana yazdığı bir mektubu şöyleydi: “ Türkiye ‘de, Uğur Mumcu ‘nun öldürülmesiyle yaşanan olayları, biz de buralarda yaşadık uzak-yakın. Çok üzüldüm Mumcu ‘ya Ankara’da 12 yıl birlikte büyümüştük politik kavgalar içinde. 12 yıl sonra, Türkiye ‘ye döndüğüm zaman, ilk ziyaretçim olmuştu sırtında çelik yeleği, belinde tabancası… Muammer Aksoy ‘da öyle gitti; acıyan bir yara yüreğimde hala-Daha niceleri… Birkaç yıl daha kalırsam bu ellerde dönünce kaç dostu bulabilirim oralarda- eğer bende gidenler arasında olmazsam-Yani sağ kalırsam… Gittikçe budanıyoruz bir kuşak… Bazen kızıyorum kendime, ne bekliyorsun yaban elde ulan, ölmeni mi? O da kalmış ki sen buradasın, yüreğin beynin orada… Dahasına dayanamam, tezkeremi alacağım bahara, döneceğim. Ötesini düşünmüyorum şimdilik, sonralık da… Yaşam koşullarının, sağlık koşullarının iyi olması yetmiyor. Adamlar, eyalet parlamentosunun kararıyla, emekli oluncaya değin (65 yaşına değin) işimi bir kez daha uzattılar,işsizliğin her geçen ay büyümesine karşın. Ama, bu da yetmiyor.. Yaşam damarım, Türkiye’de… Hemen her iş için telefon ya da mektup… Yanıt gelmez, gelenler doyurucu olmaz… Bizimkisi, kaynağın dışında yalakta oyalanmak.. Kaynağa dönünce ne yaparsın, çok daha önemli, önemli değil de verimli işler mi? Bilemiyorum. Hiç değilse, sinir krizlerinden kurtulursun… Huyum kurusun, tez canlıyım, aceleciyim, onun cezasını da çekiyorum. …. Anadolu’nun toprağından, yoksul halkın alın terinden yaratılmışların ne işi var bu yerde? Veysel, ne güzel demiş: “ Benim sadık yarim, kara topraktır…” Hepinize özlemle, sevgiyle… Dursun Akçam Dönmesine döndü ülkesine Cılavuzlu yiğit, kavuşmasına kavuştu “sadık yarine”. Şimdi sesleniyorum ona, Vecihi Timuroğlu ‘nun dizeleriyle: Şimdi söyle Cılavuzlu yiğit, Üstüne ordular gelemezdi döğüşte Hiç yenildin mi söyle tanrı aşkına Yitirdiğin savaş var mı yaşamında… Gene yaşıyor Dursun Akçam ve sürdürüyor savaşımını. Oğlu Alper, bir dağ ateşi yaktı, Ardahan ‘da: Dursun Akçam Kültür Evi… Her yıl yöreye, Anadolu’ya, giderek büyüyen bir Akçam aydınlığı yayıyor bu ev, bütünleşiyor Anadolu Cumhuriyet aydınlanmacılığıyla… Anısına saygılar….