GÖZLERİ YÜREĞİYDİ Asıl yaşam, yüreğimde saklı benim. Yüreğimin bir yarısı gece, bir yarısı gündüz. Ayrılık ve ölümler gecem, sevgi ve dostluklarım gündüzüm diyordu, gülümseyerek kadehini kaldırırken. Belli ki yaşamı, olduğu gibi yaşamaya çalışıyor, yüreğini açmak istemiyordu en yakın dostlarına bile. Kim bilir belki de dostlarını, gecelerim dediği ölüm ve ayrılıkların acısıyla üzmek istemiyordu. Oysa, bakışlarından belliydi, gündüzleri de vardı yüreğinde. Deli deli fırtınalarla bir o yana, bir bu yana savrulan sevdaları, dostlukları da… Nedense onlardan da söz etmiyordu. Sımsıkı kapatmıştı yüreğini, bir daha hiç açmamacasına. Günlerden bir gündü işte... Deniz kıyısında bir yerlerde karşılıklı oturmuş, yine içkilerimizi yudumluyorduk. Yaşamda en çok neyi seviyorum biliyor musun? Dedi bana. Yaşamın, her anını dolu dolu yaşamayı. Sevgileri, dostlukları paylaşmayı ve sonra da deniz kıyısında bir kayanın üstüne tek başıma oturup doyasıya ağlamayı. Ve akan göz yaşlarımı ıslak ıslak dalgalara bırakmayı diye devam etti sözlerine. Ve ardından; Hadi bakalım sevgili dost, güzel dostlukların hiç bitmemesi şerefine! Kaldırdı kadehini. Dudakları gülümsüyordu, biraz acı, biraz tatlı. Bakışları hüzünlüydü. Yağmur bulutlarıydı gözleri. Bir şeyler söylesen ayrılıktan, ölümden, sevdadan yada dostluktan yana; belki de ılık ılık, ıslak ıslak süzülüp akacaktı gözyaşları yanaklarına. Gülümsedim; Şerefine dostum, gece ve gündüzlerin, dostlukların şerefine. Yaşam, gece ve gündüz değil mi ki zaten. Öyleyse, hadi bakalım bir yudum da Yaşamın şerefine… Bir yudum içti ve yavaşça masaya bıraktı kadehini. Bir şeyler söyleyecekmiş gibi uzun uzun baktı gözlerime. Gözleri gece ve gündüz gibiydi. Bir yanda hüzün, bir yanda sevdalar. Ve birden çekti aldı gözlerini benden, başını çevirdi denizden yana, hiç bir şey söylemeden. Bilemiyorum, dakikalar mıydı, saatler mi aradan geçip giden zaman. Dalgalar çıkmıştı denizde ansızın, delicesine, köpük köpük kayalara savrulan. İşte, unutamadığım an o andı. Yani, dostumun başını çevirip, bana yeniden baktığı an. İki damla gözyaşı vardı yanaklarında; iki damla gözyaşı ılık ılık, ıslak ıslak, dalgalara doğru süzülüp giden. Gözleri miydi ağlayan, yoksa yüreği mi? Kim bilir, belki de gözleri yüreğiydi. H.Hidayet TUNCER Kuşadası,2005