“Öğretmen unutulmaz. İnsanın insan olmasında öğretmenin yeri büyüktür. Öğretmen yönlendirir; güzelliği, mutluluğu bulmada yön göstericidir. Ne var ki, büyük öğretmen azdır.” Bu sözler Y.Ziya Bahadınlı’ya ait. Ama katılmamak da mümkün değil. Ben büyük öğretmenlerde okumuş şanslı insanlardan biriyim. İlkokul öğretmenim Behzat Ay idi. Her sabah beslenme saatine kadar bize ya bir kitap ya da gazete okuturdu. Beslenme saatinden sonra o gün işleyeceği konulara geçerdi. 1964 yılında bir günlük gazetede gün bölük yayınlanan “Doğunun Çilesi”ni okutmaya başladı. Her sabah beslenme saatine kadar bu yazıyı okuyorduk. Öğretmenimiz Behzat Ay’ın Siirt’e sürgünü çıktığında bizleri teselli etmiş ve hepimizin bu yazıyı mutlaka okumasını istemişti. Ayrıca ilkokul bitince Ankara’ya ortaokula gideceklerin kaydını mutlaka Demirlibahçe Ortaokulu’na yaptırmasını istemişti. Çünkü “Doğunun Çilesi”nin yazarı Dursun Akçam bu okulda Türkçe öğretmeni imiş. Ben yetiştirme yurdu’nda büyüdüğümden ilkokulu bitirince bizi Kızılcahamam’dan Ankara’ya gönderecekleri için bu konuda şanslı sayılırdım. Nitekim ilkokul bitince beni Ankara Aktaş Yetiştirme Yurdu’na gönderdiler. Okullar açılmadan bir hafta önce Ankara’ya geldim. Grup öğretmenime kaydımın nereye yapıldığını sordum. O da beni Aktaş Erkek Sanat Enstitüsü’ne yazdırdığını söyledi. Benim kaydımın Demirlibahçe Ortaokulu’na yapılmasını yoksa okula gitmeyeceğimi kendisine söyledim. Bir sürü uğraştan sonra kaydımı adı geçen okula yaptırdım. İlk Türkçe dersimizde içeri bir öğretmen girdi. Tahtaya adını yazdı ve bundan sonra Türkçe derslerini beraber yapacağımızı bize duyurdu. Adı Dursun Akçam’dı. Elimi havaya kaldırarak soru sormak istedim. Bana tanışmak için acele ettiğimi ve numara sırası ile herkesi tanıyacağını söyledi. Ben ısrarla elimi havada tutuyordum. Israr karşısında beni ayağa kaldırdı. Ben de:”Doğunun Çilesi’ni yazan Dursun Akçam siz misiniz?” diye sordum. Bana aynı cümleyi bir daha aynen tekrar ettirdi ve okulumu sordu. Kızılcahamam Orhangazi İlkokulu deyince de öğretmenimi sordu. Bir yıl öncesine kadar öğretmenimin Behzat Ay olduğunu söyledim ve böylece tanıştık. Türkçe derslerinde de her ders on dakika kadar kitap okuyorduk. Dursun öğretmenimin bize okuttuğu ilk kitap Talip Apaydın’ın “Toprağa Basınca” romanı idi. Halen o kitabın dilini ve tadını unutmadım. Kitabın okunması bitince öğretmenimden o kitabı bana vermesini istedim. Yetiştirme yurdundan geldiğimi bildiği için adıma imzalayıp verdi. Bu kitaptan sonra da Steinbeck’ten “Al Midilli”yi okuduk. Böylece üç yıl Türkçe öğretmenliğimi yaptı Dursun Bey. Ortaokul 2.sınıfta hiç işlemediğim bir suçtan dolayı grup öğretmenimden çok kötü bir dayak yiyip uzun süre hastanede yatmıştım. Beni okulda göremeyen öğretmenim Dursun Bey arkadaşlarıma sormuş ve hastanede yattığımı öğrenince ziyaretime gelmişti. Ben okulu bırakmayı düşünürken yaptığı konuşmayla beni tekrar okula bağlamıştı. Eğer Dursun öğretmenim olmasa ne yüksekokul okuyacaktım ne de Adnan Binyazar gibi değerli bir öğretmeni tanıyacaktım. Y.Ziya Bahadınlı’nın da belirttiği gibi öğretmen yönlendirirciydi. Belki ben de bu yüzden öğretmen oldum. 20 Eylül’de öğretmenimin vefatını öğrendim. Çok üzüldüm. Belki Dursun öğretmenim “Doğunun Çilesi”ni bitiremedi ama en azından benim gibi bir kişiyi serseri olmaktan kurtarıp topluma kazandırdı. Yattığın yer ışıklı olsun sevgili öğretmenim. Davut KÖKSOY (abece Ocak 2004)