SONSUZLUĞA GÖÇÜŞÜNÜN 12. YILINDA HAMBURG’DAN ARDAHAN’A DURSUN AKÇAM ARAMIZDA
  Kan, şiddet ve savaştan beslenen politikaların tuzağındayız; Gencecik canlarımızı sonsuzluğa uğurluyoruz; gözyaşları içinde, Kolay yönlendirilen, birbirine diş bileyen bir toplum olduk; Yakın tarihimizi bir kez daha okumalıyız; Bizi biz yapan bu coğrafyaya aydınlık saçan Karşılığı para ve iktidar olmayan değerlerimizi iyi anlamalıyız! Sonsuzluğa göçüşünün 12. Yılında, baba toprağında Dursun Akçam’ı anıyoruz… 19 EYLÜL 2015, CUMARTESİ, SAAT: 17.00 DURSUN AKÇAM KÜLTÜREVİ - ARDAHAN Katılımcılar: Kazım Arıcı, Faruk Köksoy, Alper Akçam, Ayhan Büyükkaya, Metin Onay, Perihan Yılmaz Erdoğan, Ertan Sarıçam, Özkan Durmuş, Tülay Erdoğan, Suat Işıklı, Erkan Çimen, Fakir Yılmaz, Erbay Kara, Çetin Demirci, Yılmaz Çiftçi, Alev Gümüş, Esra Işıklı, Dilara Çomalak, Deniz Başlı, Memetali Durmuş, Günay Nuh, Kadir Sinan Onay, Özkan Karakaya, Deniz Dark, Burak Kaya, Elif Kıral, Zafer Koç, Servet Sarıçam, Sedat Hanoğlu, Fuat Işıklı, İlkay Aykutalp,
Alper Akçam Konuşma özeti:

Bütün ölümler erken, bütün ölümler can yakıcıdır… Şimdi, bunca genç insan akıp giderken ölüme, yetmiş yaşın üstüne kadar yaşamış, dünya nimetlerinin tadına varmış, hayatı olgunlukla kavrama şansı bulmuş bir insanın arkasından yapılan bu anma, bu ad yaşatma, bu anısına kültürevleri kurma, kıyılar adlandırma da neyin nesiymiş gibi bir soruya vereceğimiz yanıtları düşünürken anlam boyutunu genişletiyor Dursun Akçam adı. Yaşı, sosyal konumu, cinsiyeti, inancı ne olursa olsun, insanın bir kerecik önüne gelmiş yaşam şansını kullanırken acıdan çok sevincin, hayal kırıklıklarından çok ufkun genişlemesine özgü hazların ağır bastığı bir yaşam için insan toplumunun iyiye, güzele doğru evrilmesi yönünde çaba gösterilmesi gerekiyor; insanlık davasına adanmış örnek ömürler gerekiyor. Birkaç gün önce, Ölçek köyünden yoksul Seyhatla Deli Eyüp’ün on üç çocuğundan biri olan, yaşama tutunmayı başarabilen, çarıklı ayaklarıyla on dört kilometre yolu yürüyerek gittiği Ardahan 23 Şubat İlkokulu bahçesinden dilenci diye kovalanan Dursun Akçam’ın adı Almanya’nın Hamburg kentinde belediye meclis kararıyla bir kıyıya verildi. Basında hemen hemen hiç yer almayan bir haber oldu bu.  Dursun Akçam adı, altta kalanların, tutunamayanların, adları defterlere kaydedilmemişlerin yaşam kavgasının ilk sayfalarında yazıyor da onun için hâlâ onu anıyoruz. Dursun Akçam, tutunamayanların eline tutması için silah veren iktidarlara karşı halk iktidarları için, yıllar arayla oy verip yeniden görevlendirileceği sipere dönüp komut dinleyen bir halk arzulayanlara karşı gerçek bir demokrasinin yaşama geçmesi için çalışıyordu. Bir yaz tatilinde benim köyde bulunduğum bir zaman kesiminde onu karşılayan, hoş geldin için eve dolanlara sormuştu; siz çalışmıyor musunuz? Ekiyor, biçiyor, yığıyor, harman ediyor, bok döküyor, yıl boyu gece gündüz demeden yarı aç yarı tok, yarı çıplak çalışıyorsunuz. Peki neden siz değil de başkaları yiyor ülkenin kaymağını; neden ticaret erbabı, politikacı sizden daha çok kazanıyor, daha iyi yaşıyor? Bu sorulara birlikte yanıt bulduğumuzda her şeyin daha güzel, daha insancıl olduğuinu göreceksiniz. Yoksulluk, açlık, hayata tutunamadan kıyısından bakmakla yetinmek, köle doğup köle ölmek asla değiştirilemeyen bir yazgı gibi anlaşılmamalı. Kurtuluş yok tek başına… Dursun Akçam bir farklı sestir yöresi, ülkesi ve belki de evrensel kültürel karmaşa için. Özgürlüğün ön koşulu sesler etkileşimidir. Bugün Doğu dünyasının en büyük sorunu budur. Kültürel tartışması olmayan; olaylara ve olgulara farklı noktalardan bakılamayan, yalnızca baştakilerin söylediklerinin işitildiği ve herkesin düşünmeden itaat ettiği bir toplumsal durum hareketsizdir; değişim ve yenileşmeden yoksundur. Söz isteyenin öteki ilan edildiği, düşünsel ayrılıkların ancak silah ve kanla çözüldüğü bir dünya asla akıl sahibi insana ait olamaz! Bugün Avrupa kapılarını zorlayan, ateist ve Hıristiyan ülkelerde kendine yaşam şansı arayan evlatlarını uğurlayan, birbirine kırdıran İslam ülkelerinin birinci sorunu budur. Bu anlamda Köy Enstitüleri de Dursun Akçam da, arkadaşları da, bugün şiddetten uzak bir tartışma noktasında bulunan tüm farklı sesler de bizim için bir şanstır. Diyalog: Birlikte var olma kültürü; 12 Eylül monoloğun egemenliğidir: Bugün de o yönde bir evrilme görüyoruz