BİLDİK YAŞAMA AYKIRI BİR DURUŞ; DURSUN AKÇAM

Aykırılığı doğumuyla birlikte başlar sanki. Doğum kaydı, nüfus cüzdanı, kendisiyle ilgili bilgi veren kitap tanıtımları, ansiklopediler doğum tarihi olarak 1930 deseler de, kendi anlatımı ve yakınlarından alınan bilgilerle gerçek doğum tarihinin 1927 olduğu anlaşılabilir. Yerel ağızla "halaoğlu" dediği, tüm çocukluğu, gençlik yaşamı boyunca birlikte olduğu, sonraki yıllarda da hep sevgiyle söz ettiği, memur çocuğu olduğu için doğum kaydı zamanında yapılmış, yıllar önce Erciyes dağında çığ altında kalarak ölen teyzesinin oğlu Prof.Dr.Mecit Doğru'yla ve onun ağabeyi Abdülkerim Doğru'yla karşılaştırıldığında, 1927 olan doğru doğum tarihine varılır...

Dursun Akçam'ın aykırılığı, bebekliğinde, çocukluğunda, gençliğinde, olgunluğunda, yaşlılığında, hastalığında, ölümünde, hiç aksamadan, duraksamadan sürüp gider. Kundağa sarılı bir bebek iken, akşamları yanan isli kandile atılır, ışığı tutmaya çalışırdı diye anlatırlardı o dönemlerini anımsayan yaşlı insanlar. Havaya kaldırılıp ateşe ve ışığa her yaklaştırılışında şen çığlıklar atarmış. İnsanları idolleştirmeyi, birer kült haline getirmeyi pek seven halkımızdan, köylüsü kadınlardan böyle dinlemiştik Dursun Akçam'ı. Sonra ölü evlerinden sıcak ekmek kollayan bir çocuk olarak kendi belleğindeki yerini alır Dursun Akçam. Açlığın soluğunu duyumsar bir yandan, bir yandan yüksek yaylalarını çevreleyen dağların arkasına ulaşmayı, uzak ülkeleri bulmayı, yeni ufuklarda yaşamayı kafasına koyar. 

İlk öğrenciliği köydeki kuran kurslarıyla başlar. Kuranı baştan sona hızlı bir şekilde okuyabilecek derecede başarılı bir öğrenci olduğunu anlatırdı kendisi. Daha sonra köyde açılan geçici halk dershanesinde okuma yazma öğrenir. Dilenci sanısı ile bahçesinden kovalandığı Ardahan 23 Şubat İlkokulu'na dördüncü sınıftan öğrenci olarak girmek, o karalık köyde kendini dördüncü sınıfta okuyabilecek olgunluğa ulaştırmış olmak, ona yakıştırılan efsanemsi kişiliğin gerçeğe çok yakın duran bir parçasıdır.

1945 yılında girdiği Cilavuz Köy Enstitüsünü 1950'de bitirir. Cilavuz Köy Enstitüsü ve Enstitülük tini, binlerce yıldır tefeci bezirganlığın yalan dolan çıkar ilişkilerine bulanmış Anadolu için nasıl aykırı ve yakıcı bir ışık olduğunu, DursunAkçam'ı kucaklayarak, alıp iyice yükseğe, aydınlığa ulaştırarak kanıtlamış olmalı. 

Işığa ve aşka pervane kimliği onu daha uzaklara sürüklemekte de gecikmeyecektir. 

Kağızman Oluklu Köyü, kendi köyü olan Ölçek Köyü İlkokulu öğretmenliklerinden sonra 1956 yılında girdiği Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü'nü bitirir. 

1958 yılında Ardahan Ortaokulu'na Edebiyat öğretmeni olarak atanır. Bir yıl sonra askerlik görevi başlar. Yedeksubay eğitimi için Ankara Etimesgut'ta bulunur. Daha sonra da önce Edirne Saray'da ve Kuleli Askeri Lisesi'nde edebiyat öğretmeni olarak askerlik görevini tamamlar. 1960 yılı güzünde Keskin Ortaokulu'na öğretmen olmuştur. Sonra Kırıkkale Lisesi'nde Müdür Yardımcısı ve edebiyat öğretmeni olarak görev yapar. Kırıkkale yılları yazarlık için önemli ilk adımların atıldığı yıllardır aynı zamanda. 1963 yılında "Analar ve Çocuklar" adlı röportajla Milliyet Gazetesinin açtığı "En Önemli Yurt Gerçekleri" konulu yarışmada "Ali Naci Karacan Armağanı"nı kazanır. 

1964 yılında bir adım daha atar Dursun Akçam. Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu'nun (TÖDMF) yönetim kurulundadır. 1965 yılında da Türkiye Öğretmen Sendikası (TÖS) kurucuları arasında yer alır. TÖS'ün yöneticisi ve ilk saymanıdır aynı zamanda. 1967 Kayseri Kongresi'nde ikinci başkanlığa seçilir.

Yetmiş bin üyeli TÖS, 1968 Öğretmen Boykotu'nda, yüz yirmi bin öğretmeni ülke çapında greve götürürken, Dursun Akçam en ön planda militan bir öğretmen olarak mücadele etmektedir. 

O curcuna ve boykot yargılanması içinde, 1969 yılında "Ölü Ekmeği" adlı öykü kitabı yayınlanır.

12 Mart 1970 darbesinin ardından tutuklanır Dursun Akçam. Yedi ay kadar tutuklu kalır. Önce Mamak Muhabere Okulu'nda, daha sonra Mamak Askeri Cezaevi'nin "Vitrinlikler" denilen kısmında Fakir Baykurt, İlhami Soysal, Mümtaz Soysal, Osman Akol gibi döneminin önde gelen aydınlarıyla birliktedir. Muhtıra öncesi çalkantılarda, olası sol bir darbe içinde, adının Milli Eğitim Bakanı olarak geçtiği söylenir. 12 Mart sonrası sekiz yıl on ay hüküm giyer, ancak, Askeri Yargıtay tarafından aklanır. 

Ankara Atatürk Lisesi edebiyat öğretmenliğiyle yeniden öğretmenliğe başlar, arkasından İncesu Ortaokulu'na sürülür. Arada açığa alınmalar, Ankara Olgunlaşma Enstitüsü öğretmenlikleri gelir.
yenigun_gazetesi1975 yılında "Haley" adlı öyküsüyle Antalya Film Şenliği'nde öykü ödülü dalında birincilik alır. 

1976 yılından başlayarak Cumhuriyet, Milliyet, Akşam, Vatan gazetelerinde art arda yazılar yazar. Arkasından yayına başlayan Demokrat Gazetesi'nin sahipliğini ve yazarlığını üstlenir.

Aydınların, gazetecilerin art arda katledildiği günün siyasi karmaşasında Dursun Akçam'ın adı da sağ basında sıkça geçmekte, açıkça hedef gösterilmektedir. Art arda cenaze törenleri, faili meçhul cinayetler yaşanmaktadır. Demokrat kapatılmakta, zaman zaman yasaklanmakta, muhabir ve yazarları öldürülmektedir.Tedirginlikler, kuşkular, kaygılar egemendir yaşama. Her şeye karşın, yılgınlık, geri adım atmak söz konusu bile edilmez... 

12 Eylül'den hemen sonraki günlerde bir yolunu bularak yurt dışına gider, Almanya'da yaşamaya başlar. Orada da Demokrat Türkiye yayını ile ülkesindeki cuntaya karşı demokrasiden, halktan yana mücadelesini sürdürür. 

Tam on bir yıl ülkesinden uzakta yaşamak zorunda kalır. Almanya'da da art arda kitapları yayınlanır, çeşitli kentlerde söyleşilere, edebiyat toplantılarına katılır. 

1991 yılında, hakkında açılan davaların tamamı düşmüş olmasına karşın ülkesine döndüğü gün yeniden tutuklanır. Artık ilerlemiş yaşına karşın, birkaç gününü emniyet sarayının kuru banklarında geçirmek zorunda kalır. Özgür kalıp yeniden Almanya'ya çıktıktan sonra, geri dönüşte yeniden gözaltına alınır. Dursun Akçam'ın yakasını bir türlü bırakmamaktadır birileri...

Çok yakın zamanlara kadar memleketi Ardahan'dan istediği tüm belgelerde, nüfus kayıtlarında aranan kişi olduğuna dair notlar düşülmeye devam edilmiştir.
Büyük bir karmaşa içinde geçmiş yaşamı boyunca kalemini de hiç elinden düşürmemiştir Dursun Akçam. Binlerce kilometre ötelere savrulurken, gözaltılar, yargılanmalar yaşarken kitapları yayınlanmakta, ödüller almaktadır bir yandan. Politik mücadele adamı Dursun Akçam, öğretmen Dursun Akçam, yazın adamı Dursun Akçam, gazeteci Dursun Akçam, öğretmen örgütçüsü Dursun Akçam'ın kimlikleri birbirine girmiştir. 

Kitaplarının yayın tarihini hayatından ayrı bir sıraya koymak daha uygun olabilir: 

1964 Analar Ve Çocuklar (Röportaj) - 1963 Karacan Armağanı
1964 Maral (Öykü) 
1965 Doğu'nun Çilesi (Röportaj)
1969 Ölü Ekmeği (Öykü)
1970 Taş Çorbası (Röportaj, Öykü)
1973 Köyden İndim Şehire (Öykü)
1975 Haley (Öykü) / Antalya Altın Portakal Ödülü
1975 Kanlıdere'nin Kurtları (Roman) - 1976 Türk Dil Kurumu Roman Armağanı
1974 Altta Kalanlar (Günce, Anı, Gezi notları)
1977 Kan Çiçekleri (Röportaj, Gezi notu, Söyleşi) - Oyunlaştırılmıştır
        Almanya Yılları / Alaman Ocağı (Röportaj, Öykü) 
1988 Generaller Birleşin - Öğretmeni Kim Öptü (Gülmece)
        Almanya Yılları / Dağların Sultanı (Roman)
1992 Sevdam Ürktü (Öykü)
2000 Ucu Ucuna Yaşam (Roman)
2002 Kafdağı'nın Ardı (Anı roman)

Son yapıtı Kafdağı'nın Ardı'yla hayat yolunun sonundan yeniden başına dönme gereği duyar sanki Dursun Akçam. Daha çok yazacağını söylemektedir çevresine, tasarılarından söz etmektedir ama içerde bir yerde yaşam onun için öyle bir acı oynamaktadır ki, kendine bir türlü itiraf etmek istemediği ama Kafdağı'nın Ardı'ndaki biçemiyle sezer gibi olduğu bu gerçek, gün yüzüne çıkmakta gecikmeyecektir. Kafdağı'nın Ardı, onun son ve yaşam felsefesini çocuksu bir gözle, en yalın dille anlattığı başyapıtıdır diyebiliriz. Yolculuk sondan yeniden başa dönmüştür ama yaşam bir kez daha şans vermeyecektir ona. Yazın yaşamının en olgunluğa ermiş ânında, çocukluğuna dönüp memleketini, kendini, birlikte yaşadığı insanları bir kez daha sorgulamış, hayatla, oyun olduğunu bilirce, bir son el daha oynamak gereği duymuştur. Oyun gerçekten de bitmiştir. Çarıklı çocuk, geldiği yere Kafdağı'nın ardına geri dönecektir.

Hastalığının tanısı konduğunda, o, artık çok fazla yaşayamayacağını biliyordu. Hasta bir insanın yapması, uyması gereken hiçbir kuralı, hiçbir içe çekilişi yaşamak istemedi. Hasta Dursun Akçam'a bu dünyada yer yoktu. O bir isyancı olarak doğmuştu, öyle ölmek istiyordu. Pek gören olmadı hasta yüzünü, hasta kimliğini. İki ay gibi kısa bir sürede, tüm dünyaya, onu yaşam sevincinden uzak tutan bedenine öfkeler savurarak ayrıldı aramızdan.

Işıklı göklerden, yıldızların arasından göz kırpıyor şimdi bize, adaletsiz her şeye ve herkese ta yürekten haykırışlarla sövmemizi istiyor. Işığın bol olsun sevgili babam...